Borçlu Temerrüdünün Hüküm ve Sonuçları
Yazarın bu makalesi İstanbul Barosu Dergisinin 2025 yılı Cilt: 99 Sayı: 2025/4 sayısında yayımlanmıştır.
Borçlu temerrüdü halinde alacaklının hakları nelerdir? Bu yazımızda borçlunun temerrüde düşmesinin hüküm ve sonuçlarını, gecikme faizi ve diğer yasal süreçleri detaylıca inceliyoruz.
Özet: Temerrüt, borca aykırılık hallerinden biri olup temerrütle birlikte gelen sonuçları borçlu açısından oldukça ağır olabilmektedir. Muaccel ve ifası imkânsız olmayan bir borcun borçlusu kural olarak alacaklının ihtarı ile temerrüde düşer. Temerrüdün sonuçları ise genel sonuçlar, para borçlarındaki sonuçlar ve karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde temerrüdün sonuçları olmak üzere üç başlık altında incelenebilir. Bu çalışmada Yargıtay kararları ışığında temerrüdün oluşması ve sonuçları üzerinde durulacaktır.
Anahtar Kelimeler: Borçlu temerrüdü, seçimlik haklar, ihtar, olumlu zarar, olumsuz zarar.
- Giriş
Borçlunun borcunu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi hali sözleşmeye aykırılık olarak değerlendirilir. Borca aykırılık türleri, kusurlu ifa imkansızlığı, borcun gereği gibi ifa edilmemesi veya bağımsız olarak yapmama yükümlülüklerinin ihlali ve temerrüt olmak üzere çeşitli başlıklara ayrılır[2]. Muaccel ve konusu imkânsız olmayan bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarın rağmen borcunu hala ifa etmiyorsa temerrüdün sonuçlarına katlanacaktır. Bu çalışmada, öncelikle borçlunun temerrüde düşmesinde aranan şartlar açıklanacak, ardından temerrüdün borçlu açısından sonuçları üzerinde durulacaktır.
- Borçlu Temerrüdünün Şartları
Sözleşmeye aykırı her durum veya ifası gecikmiş her edim, borçlunun temerrüdü sonucunu doğurmaz. Temerrüt halinin oluşumu için, gerçekten de borçlanılan edimin zamansal olarak yerine getirilememesi bir ön koşuldur ancak bu ön koşulun varlığı yeterli değildir. Borçlunun temerrüdünden bahsedebilmek için borcun muaccel olması, borcun ifasının mümkün olması ve alacaklının kural olarak ihtar çekmesi gerekmektedir.
Hemen belirtmek gerekir ki, uygulamada sıklıkla temerrüt ile eksik ifa ve ayıplı ifa birbirine karıştırılmaktadır. Halbuki hukuki sonuçları açısından, temerrüt ile eksik ifa ve ayıplı ifa birbirinden tamamen farklıdır. Eksik veya ayıplı ifada, borç yerine getirilmiştir ancak nitelik veya nicelik açısından bir eksiklik vardır[3]. Buna göre eksik ifada, borcun konusu olan edim yerine getirilmiştir fakat niceliksel olarak eksik kalan yerler vardır. Alacaklı, TBK m.84’e göre borcun konusu bölünebilir ve muaccel ise kural olarak eksik ifayı kabul etmek zorunda değildir. Fakat alacaklı, eksik ifayı kabul ederse ancak geriye kalan kısım için (kısmi) temerrüt hükümlerine başvurulabilir[4]. Sözleşmeden dönme veyahut ifadan vazgeçip olumlu zararın tazminini talep edilmesi halinde temerrüt hükümleri sadece kalan kısım için ifade eder. Bu nedenle kısmen ifa edilmiş kısım için temerrüde ilişkin sonuçlar uygulanamaz[5]. Ancak elbette kısmi ifa tek başına alacaklıyı kısmen de olsa tatmin edemiyorsa bu durumda temerrüdün sonuçları tüm sözleşme ilişkisi için geçerli olacaktır.
Ayıplı ifada ise sözleşme konusu edim yerine getirilmiştir ancak ifa edilen edim ya kararlaştırılan nitelikleri içermemekte ya da objektif olarak kendisinden beklenen yararları sağlamamaktadır[6]. Ayıplı ifa halinde, temerrütten farklı olarak, alacaklının yerine getirmesi gereken muayene ve ihbar külfetleri bulunmaktadır. Temerrütte ise borç hiç yerine getirilmemiştir. Bu nedenle somut olayda hangi hükümlere başvurulacağına karar vermek büyük önem taşır.
- Borcun Muaccel Hale Gelmiş Olması Gerekir
Muacceliyet, alacağın borçludan talep edilebilir yani dava edilebilir hale gelmesini ifade eder[7]. Muacceliyet anı, tarafların anlaşmasına, sözleşmeye uygulanabilecek bir Kanun hükmüne veya işlemin niteliğine göre belirlenir. Kanunda herhangi bir zaman belirtilmemişse ve tarafların da bu yönde bir anlaşması yoksa her borcun genel kural olarak doğumu anında muaccel olduğu kabul edilir.
- Borcun İfasının Mümkün Olması Gerekir
İmkânsızlık ile temerrüt kavramları birbirlerini dışlar niteliktedir[8]. Borcun ifası mümkünse temerrüde ilişkin hükümlere başvurmak gerekecekken eğer borcun ifası mümkün değilse bu kez imkansızlığa ilişkin hükümlere başvurmak gerekecektir. Özellikle borcun konusu olan edim bir parça borcu ise ve edimin ifası imkânsız hale gelmişse burada temerrüde ilişkin hükümlere gidilemez. Eğer imkansızlığı oluşturan olayda borçlunun kusuru varsa kusurlu ifa imkansızlığı kapsamında zararın giderilmesi talep edilebilir.
Hemen ifade etmek gerekir ki edimin ifasının objektif olarak imkânsız olması gerekir. Sübjektif bir ifa imkansızlığı halinde borç sona ermez, borçlu temerrüde düşer.
- Kural Olarak Borçluya İhtar Çekilmiş Olması Gerekir
Borçlunun temerrüde düşmesi için kural olarak kendisine ihtar çekilmiş olmalıdır. Alacaklı ihtarda, borçlunun borcunu ifa etmeye davet eder. İhtarda alacağın talep edildiği ve aksi halde temerrüde ilişkin sonuçların doğacağı açıkça vurgulanmalıdır. İhtarda borçluya mehil verilmesine gerek yoktur fakat uygulamada sıklıkla ihtar metninin içinde borçluya TBK m.123’e göre mehil verildiği görülmektedir. İhtarın gerçekleşmesiyle birlikte borçlu, alacaklının bu yönde iradesi olsun veya olmasın Kanun gereği kendiliğinden temerrüde düşer. Yargıtay’a göre para borçlarında borçlunun temerrüde düşebilmesi için alacaklının ihtarda para alacağının miktarını açıkça yazmalıdır. Aksi halde ihtar temerrüde esas alınamaz[9]. İcra takibi yapılması, tüketici hakem heyetine başvurulması, arabulucuya başvurulması, dava açılması da ihtar yerine geçer[10]. Yargıtay uygulamasına göre borçluya ihtar metni içinde süre verilmesi halinde temerrüt bu sürenin bitimi tarihi itibariyle başlar[11].
Borçluya ihtar çekmek kural olarak kabul edilse de bu kuralın önemli iki istisnası bulunmaktadır[12]. Bunlardan birincisi, belirli vadeli borçlardır. Borçlu eğer kararlaştırılan belirli bir günde ifayı gerçekleştirmekle yükümlü ise bu günün geçmesiyle ihtara gerek kalmaksızın borçlu temerrüde düşer. Belirli vade, bir takvim günü olarak belirlenebileceği gibi ifa tarihinin belirlenmesi objektif olarak kadar netlikte olan durumlar için de söz konusu olabilir. Burada önemli olan tarafların ifa tarihini sözleşmeye göre belirleyebilir olmasıdır[13].
İhtara gerek kalmadan borçlunun temerrüde düştüğü diğer durum ise borçlunun ifa tarihinden önce ifayı gerçekleştirmeyeceğini bildirmesidir. Bu durumda borçluya ihtar çekmenin anlamı da kalmamaktadır[14].
Haksız fiilin gerçekleşmesi halinde temerrüt de gerçekleşir[15]. Sebepsiz zenginleşmede kural olarak zenginleşme anıyla birlikte temerrüt gerçekleşmiş olur. Fakat sebepsiz zenginleşen eğer iyi niyetli ise ihtar gereklidir.
Hemen ifade edelim ki, borçlunun temerrüde düşmede kusurunun varlığı gerekmez[16]. Ancak temerrüdün sonuçları açısından temerrüde düşmede kusuru olup olmadığı büyük önem taşımaktadır.
- Borçlu Temerrüdünün Sonuçları
Borçlu temerrüdünün sonuçları, temerrüdün genel sonuçları, temerrüdün para borçlarındaki sonuçları ve temerrüdün karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerdeki sonuçları olmak üzere temelde üç başlık altında incelenebilir.
- Temerrüdün Genel Sonuçları
Temerrüdün genel sonuçlarını üç gruba ayrılarak incelenebilir. Buna göre alacaklı her zaman aynen ifayı talep edebilir ve aynen ifa ile birlikte gecikmeden dolayı zararlarının tazminini isteyebilir. Temerrüdün oluşmasından sonra borç konusu mal, parça borcu ise ve yok olmuşsa bu beklenmedik halden dolayı oluşan tüm zarar borçludan talep edilebilir.
- Aynen İfa ve Gecikme Tazminatı
Borçlu temerrüdü, borcu sona erdirmediğinden alacaklı her zaman aynen ifayı talep edebilir. İfaya ek olarak eğer alacaklı taraf ifanın geç yapılmasından dolayı zarara uğramışsa elbette bunu gecikme tazminatı olarak talep edebilir. Özellikle ticari satışlarda tarafların kısa süreli gecikmeleri dahi büyük zarara yol açabilir. Örneğin gecikme nedeniyle müşteri kaybı, gecikme nedeniyle ceza şartı ödemesi yapılması gibi haller gecikme tazminatına konu olabilir.
Her türlü tazminat ilişkisinde olduğu gibi gecikme tazminatının talebi için de sorumluluğun dört unsurunun bir arada bulunması gerekir. Bunlar, borçlunun geç ifa nedeniyle temerrüde düşmesi, gecikmeden dolayı zarar, geç ifa ve zarar arasındaki uygun illiyet bağı ve borçlunun kusurudur[17].
Gecikme tazminatında borca aykırı fiil, geç ifadır. Zira borçlu taraf, ifayı gerçekleştirmekte fakat ifa, kararlaştırılan tarihinden sonra gerçekleştirdiği için borca aykırı davranmaktadır. Geç ifayı ve borçlunun temerrüde düştüğünün ispatı alacaklı üzerindedir. Gecikme tazminatında zarar ise gecikme zararı olarak adlandırılır. Gecikme zararı, borçlunun usulüne uygun ve zamanında ifa etmiş olsaydı alacaklının malvarlığı değeri ile alacaklının içinde bulunduğu mevcut malvarlığı arasındaki müspet (olumlu) farktır. Gecikme zararı bu nedenle niteliksel olarak müspet bir zarardır[18]. Gecikme tazminatının talep edilebilmesi için borçlunun temerrüde düşmede kusurunun varlığı gerekir. Eğer borçlu, temerrüde düşmede kusuru olmadığını ispat ederse gecikme tazminatına hükmedilemez. Örneğin gecikmenin nedeni mücbir sebep veya beklenmedik hal gibi durumlarda borçlunun kusuru olmadığından gecikme tazminatından sorumlu olmaz. Bu noktada şu söylenebilir ki, zararın miktarını alacaklı ispatlamakla yükümlü iken kusur karinesi borçlu üzerinde olduğu için alacaklının ayrıca borçlunun kusurlu olduğunu ispatlaması gerekmez.
Yargıtay uygulamasına göre alacaklı taraf, ifayı çekincesiz kabul ettiğinde dahi gecikme tazminatı için borçlunun sorumluluğuna gidebilir[19].
- Beklenmedik Hallerden Sorumluluk
Borçlu temerrüdünün genel sonuçları arasında değerlendirilmesi gereken son husus, borç konusu malın beklenmedik bir hal sonucu yok olmasıdır. Kural olarak, borç konusu olan edim, bir parça borcu ise ve sözleşmeden sonra telef olduysa, bu durumda kusur araştırılması yapılarak sonuca gidilir. Eğer borcun konusu olan mal, borçlunun kusuru olmadan telef olduysa artık sözleşme ilişkisi tazminatsız sona erer. Fakat bu telef olmada borçlunun kusuru varsa borçlu bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür. Temerrüdün oluşmasından sonra borç konusu olan mal, parça borcuysa borçlunun kusuru olsun olmasın bu telef olmadan borçlu sorumlu tutulur[20]. Kanun koyucu bu duruma özel olarak borçluya özel bir kurtuluş kanıtı getirmiştir. Buna göre eğer borçlu temerrüde düşmeseydi borç ifa edilmiş olsaydı dahi sözleşme konusu malın yok olacağını ispatlayabilirse sorumluluktan kurtulabilecektir. Eğer yine borçlu, temerrüde düşmede kusuru olmadığını ispatlarsa yine sorumluluktan kurtulacaktır.
Beklenmedik hal kavramının içinde mücbir sebep de vardır. Zira her mücbir sebep aynı zamanda bir beklenmedik haldir. Beklendik haller, borçlunun kusuru olmadan meydana gelen ve sözleşmenin kuruluş anında da öngörülemeyen ve borca aykırı davranışa kaçınılmaz olarak sebep olan olaylardır. Eğer bir olay öngörülebilir ise beklenmedik hal olarak değerlendirilemez. Mücbir sebep ise yine tüm bu unsurları taşımakla birlikte borçlunun işletme ve faaliyetleriyle alakalı olmayan tamamen dış bir etki tarafından meydana gelme unsurunu da içinde barındırır. Hem mücbir sebep hem de beklendik hal nedeniyle borç ifa edilemezse borç tazminat ilişkisi olmadan sona erer.
- Temerrüdün Para Borçlarındaki Sonuçları
Para borçları özellikli bir çeşit borcu olarak kabul edilmiştir ve parasından mahrum kalan alacaklı kanun koyucu tarafından ayrıca korunmuştur. Buna göre para alacağının ifası gecikince, alacaklı bu paradan elde edebileceği faiz gibi hukuki semerelerden mahrum kalmaya ek olarak ayrıca finansman açısından borç almış ve bunun faizini ödemek zorunda kalabilecektir. Eğer para borcu zamanında ödenseydi alacaklı taraf bu menfaatlerden mahrum kalmayacağı gibi ödünç de almayacak ve faiz borcunu ödemek zorunda kalınmayacağı için Kanun koyucu da para borçları açısından temerrüt faizinin sonuçlarını özel olarak düzenlemiştir.
Temerrüt faizi borçlunun kusurundan ve zararından bağımsız şekilde talep edilebilir. Tarafların sözleşmelerinde temerrüt faizi ödeneceğine ilişkin bir hüküm bulunmasa dahi yine temerrüt faizi talep edilebilir. O halde denebilir ki borçlunun temerrüdü gerçekleşirse temerrüt faizi de kendiliğinden doğacaktır.
Yargıtay’ın yakın tarihte vermiş olduğu bir kararda aynen şu ifadeler kullanılmıştır: “Borçlu para borcunun vadesinde ödemediğinde (temerrüt) oluştuğunda sözleşme veya yasada belirlenen “gecikme faizi” ödeme yükümü altına girer. Bu durumda alacaklının mutlak ve tartışmasız bir zarara uğradığı kabul edilmektedir. O nedenle alacaklıya, uğradığı zararı ispat yükümü verilmeksizin, en önemlisi borçlunun kusuru olup olmadığı araştırılmaksızın yasa gereği kabul edilen zararı temerrüt faiziyle giderme hakkı tanınmıştır[21].”
Eğer borcun konusu olan edim para ise alacaklı taraf aynen ifaya ek olarak temerrüt faizini de isteyebilir. Temerrüt faizi bugün için 3095 sayılı Kanuna göre yıllık %24 olarak belirlenmiştir. Temerrüt faizi yalnızca para borçları için öngörülmüştür. Bu nedenle edimin değeri her ne kadar ekonomik değerinin parasal karşılığı olsa da temerrüt faizine hükmedilemez. Türk Borçlar Kanunu’nun 120.maddesine göre taraflar temerrüt faizini bu oranın yüzde yüzüne kadar arttırabildikleri için sözleşme ile kararlaştırılabilecek temerrüt faizi oranının en fazla %48 olacağını belirtmek gerekir. Hemen ifade etmek gerekir ki ticari işlerde tarafların belirleyeceği temerrüt faizi oranı açısından herhangi bir sınırlama bulunmamaktadır.
Temerrüt faizi, para borçlarına özgü olarak düzenlendiği için ayrıca gecikme tazminatına hükmedilemez. Zira temerrüt faizi zaten para borçlarının gecikme tazminatı niteliğindedir[22].
Eğer temerrüt faizi, zararın tümünü karşılamaya yetmiyorsa aşkın zarar da talep edilebilir. Esasında gecikme tazminatına ilişkin temel ilkeler, aşkın zarar açısından da geçerlidir[23]. Alacaklı taraf gecikme tazminatında nasıl ki gecikmenin nasıl bir zarara yol açtığını ispatlamakla ve zararın miktarını ispatlamakla yükümlü ise aşkın zararda da yine alacaklı uğradığı zararın temerrüt faizinden fazla olduğunu kanıtlamalıdır[24]. Aşkın zararın tazmininde yine borçlunun temerrüde düşmede kusuru aranır[25]. Eğer borçlu temerrüde düşmede kusuru olmadığını ispatlarsa temerrüt faizinden sorumlu olsa dahi aşkın zarardan sorumlu olmayacaktır.
- Temerrüdün Karşılıklı Borç Yükleyen Sözleşmelerdeki Sonuçları
Borçlu temerrüdünün bir diğer sonucu ise karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerdeki sonuçlarıdır. Alacaklının bu seçenekleri kullanabilmesi için borçluya uygun süre mehil vermesi gereklidir. Borçluya mehil verilmesine gerek olmayan haller bulunmaktadır. Bunlar, halin şartlarına göre borçluya mehil verilmesine gerek olmadığının anlaşılması[26], temerrüt sonucunda borcun ifasının alacaklı için faydasız hale gelmesi ve kesin vade halleridir.
Hemen ifade edilmelidir ki, borçlunun bu seçimlik haklarını kullanabilmesi için aynen ifa ve gecikme tazminatından vazgeçtiğini derhal borçluya bildirmesi gerekir. Yine vurgulamak gerekir ki alacaklı ifa gecikmiş olsa dahi aynen ifayı kabul etmek zorundadır. Bu zorunluluk, kesin vade yoksa alacaklının seçimlik hakların kullanılması anına kadar devam eder[27].
Yargıtay uygulamasına göre alacaklı taraf seçimlik haklardan birini seçtiği an bundan dönemez zira bu hak yenilik doğuran bir haktır[28].
- Aynen İfadan Vazgeçip Müspet Zararın Tazminini Talep Hakkı
Aynen ifadan vazgeçilmesi, sözleşme ilişkisinin sona erdirilmesi anlamına gelmemektedir[29]. Burada alacaklı sözleşmede kararlaştırılan edim yerine bunun yararlarını talep etmektedir. Alacaklı bunu sözleşme ilişkisini ayakta tutarak ileri sürmektedir[30]. Eğer borç tam ve usulüne uygun şekilde ifa edilmiş olsaydı alacaklının elde edeceği tüm menfaatler olumlu zarar içinde değerlendirilir. Bu nedenle olumlu zararlar fiilen uğranılan zararlar ve yoksun kalınan kar olmak üzere temelde ikiye ayrılır[31]. Fiilen uğranılan zararlar kapsamına, yargılama harç ve giderleri ile ihtar ve ihbarnamelerin masrafları, ifa beklentisi içinde bulunulan dönemde uğranılan zararlar, gecikmeden dolayı üçüncü kişilere ödenen tazminat cezai şartlar, işin durması veyahut aksaması nedeniyle uğranılan zararlar, müşteri kaybı gibi zarar kalemleri girer. Yoksun kalınan kar kapsamına ise eğer borç zamanında ve eksiksiz olarak yerine getirilmiş olsaydı o sözleşmeden elde edilecek karlar girer.
Olumlu zararın tazmini için sözleşmenin ayakta olması gerekir. Sona ermiş veya sona erdirilmiş bir sözleşmeye ilişkin olumlu zararların tazmini mümkün değildir. Sözleşme ilişkisi ayakta kaldığı için alacaklının kendi edimini yerine getirme zorunluluğu olup olmadığı hususunda Yargıtay fark teorisini kabul etmektedir. Buna göre alacaklı kendi edimini ifa etmeyecek sadece tüm zarar kalemleri tespit edildikten sonra alacaklının edim değeri düşürülerek alacaklının net alacağı tespit edilecektir[32].
Hemen ifade edelim ki, sözleşme sürekli borç doğuran bir nitelikte ise sözleşmeden dönme olamayacağı için sözleşme sadece feshedilebilir ve borçludan sadece müspet zararın tazmini istenebilir. O halde kanun koyucu sürekli borç doğuran sözleşme ilişkilerinde alacaklıya tek imkân olarak müspet zararın tazminini verdiği söylenebilir[33].
- Sözleşmeden Dönerek Menfi Zararın Tazminini Talep Hakkı
Sözleşmeden dönmek, sözleşmenin baştan itibaren geçersizliği sonucunu doğurur. Sözleşmeden dönme sonucunda taraflar arasında sözleşme ilişkisi kalmadığından taraflar karşılıklı olarak edimlerini ifa yükümlülüğünden kurtulur. Aynı zamanda tarafların dönme anına kadar yapmış oldukları ifaları karşı tarafa iade yükümlülüğü doğar. Böylece tarafların sözleşme öncesi duruma dönülmüş olur[34]. Fakat bu sadece bir yükümlülük doğurur. Tarafların ayrıca malın mülkiyeti karşı tarafa geçirmek veya alacağı devretme borcu altına girer. Taraflar arasındaki bu iade yükümlülüğü sebepsiz zenginleşme kuralları gereğince sonuçlandırılır.
Yargıtay uygulamasına göre sözleşmenin dönme suretiyle sona ermesi halinde, geriye etkili sonuç doğuracağı yani, sözleşme hiç yapılmamış gibi başa dönüleceğinden, taraflar sözleşme ile üstlendikleri borçlarını ifa etme yükümlülüğünden kurtulacakları gibi, daha önce ifa ettikleri edimleri, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre isteyebileceklerdir[35].
Alacaklı taraf, sözleşmeden dönüp aynı zamanda menfi zararının tazmini de isteyebilir. Menfi zarar, bir sözleşmenin borçlu tarafından yerine getirileceğine ilişkin güvenin boşa çıkmasından doğan zararlardır. Bu nedenle bu zarar, güven zararı olarak da adlandırılmaktadır[36].Menfi zarar, alacaklının malvarlığının iki durumu arasındaki farktan oluşur. Bu fark, alacaklının sözleşmeden döndükten sonra mal varlığının gösterdiği durum ile böyle bir sözleşme kurulmuş olmasaydı göstereceği durum arasındaki farktır[37]. Aynı müspet zararda olduğu gibi menfi zarar da fiili zarar ve yoksun kalınan kardan oluşur. Sözleşmenin yapılması için yapılan her türlü masraf ve sözleşmenin ifası için yapılan her türlü masraflar (tasarım, ön proje, numune, seyahat, yazışma giderleri gibi) menfi zararın fiili zarar kaleminin bir parçasıdır. Fiili zararın içinde alacaklının, borcunu yerine getirememesinden kaynaklanan üçüncü kişilere vermiş olduğu tazminat ve cezai şartlar ve alacaklının, borçluya ifası nedeniyle mahrum kaldığı doğal ve hukuki ürünler de fiili zararın içine dahil edilir[38].
Menfi zararda yoksun kalınan kar ise, alacaklının, temerrüde düşen borçluyla değil de üçüncü kişilerle yapılabileceği olan sözleşmelerden oluşacak kardır. Buna kaçırılan fırsat da denir[39]. Bu özelliği ile menfi zarar müspet zarardan ayrılır. Dönme ile sözleşme ilişkisi ortadan kalktığı için artık dönülen sözleşmeden oluşacak kar karşı taraftan istenemez. Menfi zarardaki yoksun kalınan karın tespiti ve ispatı oldukça zordur. Bu nedenle kural olarak dönülen sözleşmeden elde edilecek yoksun kalınan kar ile kaçırılan fırsattaki karın birbirine eşit olduğu kabul edilmektedir.
- Temerrütte Kusurun Önemi
Borçlunun temerrüde düşmesinde kusurlu olmasının bir önemi yoktur. Fakat temerrüdün sonuçları açısından borçlunun kusurunun varlığı oldukça önemlidir. Nitekim borçlu temerrüde düşmede kusuru olmadığını ispat ederse gecikme tazminatından, beklenmedik hallerden sorumluluktan, aşkın zarardan, menfi zarar ve müspet zararları ödemekten kurtulur.
Ancak borçlunun kusuru olmasa dahi, alacaklı her zaman aynen ifayı, temerrüt faizini talep edebileceği gibi tazminatsız olarak sözleşmeden dönebilecek veya sözleşmeyi feshedebilecektir.
- Sonuç
Temerrüt borcu sona erdiren bir durum olmadığından alacaklı taraf, daima aynen ifayı talep edebilir, bu yönde ifa davası açabilir ve gecikme nedeniyle uğramış olduğu olumlu zararları tazminat davası ile borçludan talep edebilir. Eğer sözleşme ilişkisi karşılıklı borç doğuruyorsa bu durumda ani edimli sözleşmeler için alacaklı taraf aynen ifadan vazgeçerek borcun ifa edilmemesinden doğan zararının (olumlu zararları) giderilmesini talep edebilir. Alacaklı bu seçimlik hakkı yerine, sözleşmeden dönerek olumsuz zararlarının tazminini de talep edebilir. Olumlu zarar, borç gereği gibi ifa edilmiş olsaydı borçlunun içinde bulunacağı malvarlığı durumu ile borçlunun mevcut malvarlığı durumu arasındaki farkı ifade eder. Buna göre olumlu zararın talebi için sözleşmenin ayakta olması gerekir ve fiilen uğranılan zararlarla birlikte, o sözleşmeden doğacak karın karşı taraftan tahsil edilmesi mümkün hale gelir. Olumsuz zarar ise alacaklının sözleşme ilişkisine duymuş olduğu güvenin boşa çıkması nedeniyle uğradığı zarardır. Menfi zarar da fiilen uğranılan zararları kapsamına alır ancak sözleşme ilişkisi ortadan kalktığı için alacaklı taraf, o sözleşmeden doğacak kar değil sözleşmenin diğer tarafı ile değil de başkası ile yapılmış bir sözleşmede yani kaçırılan bir fırsattaki karı talep edilebilir.
Kaynakça
ANTALYA, O. Gökhan, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt V/1,3, 2.Bası, Seçkin, 2019
EREN, Fikret: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 24. Bası, Yetkin, Ankara, 2019.
İHSAN ERDOĞAN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 4.Bası, Gazi, 2019.
KAYIHAN, Şaban, ÜNLÜTEPE: Mustafa, Borçlar Hukuku Genel Hükümleri, 6. Bası, Seçkin, 2018.
NOMER, Haluk Nami: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 18. Bası, Beta, 2021.
OĞUZMAN, M. Kemal, ÖZ, Turgut: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt I, 18. Bası, Filiz, 2020.
SEROZAN, Rona: Borçlar Hukuku Genel Bölüm, Üçüncü Cilt, 7. Bası, Oniki Levha, 2016.
[1] İstanbul Barosu, Avukat, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Doktora Programı Öğrencisi.
[2] FİKRET EREN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 24. Bası, Yetkin, Ankara, 2019, s.1163 vd.; HALUK NAMİ NOMER, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 18. Bası, Beta, 2021, s.408 vd.; O. GÖKHAN ANTALYA, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt V/1,3, 2.Bası, Seçkin, 2019, s.478 vd.; İHSAN ERDOĞAN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 4.Bası, Gazi, 2019, s.233 vd.
[3] NOMER, s.398 vd.
[4] EREN, s.1263.
[5] EREN, s.1263.; M. KEMAL OĞUZMAN, TURGUT ÖZ, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt I, 18. Bası, 2020, s.1734 vd.
[6] ANTALYA, s.453 vd.
[7] EREN, s.1225.; Bazı istisnai hallerde Kanun erken temerrüde imkân sağlamıştır. Bunun tipik örneği TBK m.473/1’de durumdur.
[8] RONA SEROZAN, Borçlar Hukuku Genel Bölüm, Üçüncü Cilt, 7. Bası, 2016, s.14 vd.; ŞABAN KAYIHAN, MUSTAFA ÜNLÜTEPE, Borçlar Hukuku Genel Hükümleri, Seçkin, 6. Bası, 2018, s.357 vd.
[9] “6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 117. Maddesi uyarınca muaccel bir borcun borçlusu ancak alacaklının ihtarı ile mütemerrit olur. Muaccel hale gelmiş bir borçtan dolayı alacaklının herhangi bir ihtarı yok ise anılan yasa maddesi uyarınca faize ancak dava veya takip tarihinden itibaren hükmedilmesi gerekir. İhtarın temerrüt oluşturabilmesi için alacak miktarının açıkça gösterilmesi ve ödeme talebinde bulunulması gerekir. Aksi takdirde ihtar temerrüde esas alınmaz.” Yarg. 13. HD., 17.09.2019 T., 2019/659 E., 2019/8401 K.
[10] “Bilindiği üzere, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 117. maddesi hükmü uyarınca; muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarı ile mütemerrit olur. İhtarın söz konu olmadığı hallerde, tüketici hakem heyetine başvurulması halinde başvuru tarihi, dava açılması halinde ise dava tarihinde borçlunun temerrüde düşürülmüş olacağının kabulü gerekir” Yarg. 13. HD., 20.11.2017 T., 2017/8905 E., 2017/11343 K.
[11] “Davacı alacaklı banka tarafından, davalı borçlulara çıkarılan noter ihtarnamesi ile borcun ihtarnamenin tebliğinden itibaren 24 saat içinde ödenmesi istenmiştir. Davacı banka alacağı hesabın kat edilmesi ile muaccel olmuş ise de davacı alacaklı bu ihtarname ile muaccel alacağı ödemesi için davalılara ihtarnamenin tebliğ tarihini takip eden 24 saat atıfet tanımıştır. Bu durumda atıfet süresi içinde muacceliyet ertelenmiş sayılır.” Yarg. 19. HD., 12.12.2019 T., 2018/995 E., 2019/5544 K.
[12] EREN, s.1228 vd.; NOMER, s.410 vd.
[13] “Kesin vadeden söz edilebilmesi için taraflarca kararlaştırılan ifa gününün takvime bakıldığında tarih olarak açıkça belirli olması veya kesin olarak hesaplanabilir olması gerekir.” Yarg. 6. HD., 12.03.2025 T., 2025/323 E., 2025/995 K.; Yargıtay uygulamasında tarihin belirlenmiş olması kesin vade olarak adlandırılmaktadır.
[14] NOMER, s.413.
[15] Yarg. 21. HD., 06.05.2019 T., 2018/5046 E., 2019/3383 K.
[16] EREN, s.1232; SEROZAN, s.160; NOMER, s.416.
[17] EREN, s.1236.
[18] Türk Borçlar Kanunu 125. madde Gerekçesi; EREN, s.1237.
[19] “Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde yüklenicinin edimini süresinde yerine getirmemesi halinde arsa sahibinin gecikmeden doğan tazminatı talep hakkı Kanundan doğan bir haktır. (BK’nın m. 106/11) Gecikme tazminatına, işin sözleşmesine göre teslimi gereken tarihten, bağımsız bölümün teslim edildiği tarihe kadarki süre için ihtirazi kayıt aranmaksızın hükmolunur.” Yarg. 23. HD., 06.12.2012 T., 2012/5327 E., 2012/7205 K.
[20] NOMER, s.422 vd.
[21] Yarg. 6. HD., 12.03.2025 T., 2025/323 E., 2025/995 K.
[22] “Munzam zarar sorumluluğu kusura dayanan temerrüdün hukuki bir sonucudur ve borçlunun zararının faizi aşan bölümüdür. Borçlu para borcunu vadesinde ödemediğinde (temerrüdü oluştuğunda) sözleşme veya yasada belirlenen “gecikme faizi” ödeme yükümü altına girer.” Yarg. 11. HD., 03.11.2015 T., 2014/16236 E., 2015/11459 K.; NOMER, s.423.
[23] NOMER, s.439.
[24] “Bunun dışında, alacaklının uğradığı zararın temerrüt faizinin üstünde gerçekleşmiş olması durumlarında ise, davada uygulanması gereken TBK’nın 122. maddesi gündeme gelir. Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı bir zarar şeklinde tanımlanabilir.” Yarg. 6. HD., 12.03.2025 T., 2025/323 E., 2025/995 K.
[25] Yarg. 11. HD., 07.06.2007 T., 2007/2787 E., 2007/8730 K.
[26] “Vadenin dolduğu tarihte inşaat seviyesinin %7 olduğuna göre verilecek sürenin de etkisiz kalacağı açıktır.” Yarg. 15. HD., 18.04.2002 T., 2002/367 E., 2002/1946 K.
[27] Yarg. 15. HD., 23.11.2015 T., 2015/127 E., 2015/5939 K.; NOMER, s.417 vd.
[28] Yarg. 14.HD., 16.11.2007 T., 2007/11905 E., 2007/14401 K.
[29] “Müspet zarar, alacaklının ifadan vazgeçerek zararının tazminini istemesi halinde söz konusu olur. Sözleşme ortadan kalkmamaktadır, yalnız alacaklının ifaya dair talep hakkının yerini müspet zararının tazminine dair talep hakkı alır. Burada sözleşmenin feshedilmemesinden değil, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın söz konusu olduğu göz ardı edilmemelidir.” Yarg. HGK., 05.07.2006 T., 2006/13-499 E., 2006/507 K.
[30] EREN, s.1252.
[31] NOMER, s.388 vd.
[32] “Gerçek eksilmenin belirlenmesi konusunda hizmet sözleşmeleriyle ilgili olarak TBK’da düzenlenen 408 ve 438. maddelerdeki kesinti yöntemi esas alınmalıdır. 408. maddede iş sahibinin temerrüdü sebebiyle istenebilecek ücret hesabı, 438. maddede ise iş sahibinin sözleşmeyi haksız feshetmesi sebebiyle istenebilecek zarar hesabı düzenlenmiştir. 408. madde işverenin engellemesi sebebiyle yapmaktan kurtulunan giderler ile başka bir iş yaparak kazanılan veya kazanmaktan bilerek kaçınılan yararların indirilmesini, 438. madde ise sözleşmenin sona ermesi yüzünden tasarruf edilen miktar ile başka bir işten elde edilen veya bilerek elde etmekten kaçınılan gelirin indirileceğini düzenlemiştir. Her ikisi de indirim unsurları olarak benzer düzenleme içermekte olup öğreti ve uygulamada bu hesaplama, kesinti yöntemi olarak adlandırılmaktadır. TBK’daki kesinti yöntemi hizmet sözleşmelerine dair olmasına rağmen diğer sözleşmelerin haksız feshi halinde de kıyasen uygulanması gerekir.” Yarg. 15. HD., 27.03.2017 T., 2016/1750 E., 2017/1330 K.
[33] TBK m.126’da ifadenin hükmün gerekçesiyle birlikte değerlendirildiğinde olumlu zarara işaret ettiği kabul edilmektedir.
[34] EREN, s.1260; NOMER, s.449 vd.
[35] “Sözleşmenin fesih ya da dönme suretiyle sona ermesi halinde geriye etkili sonuç doğuracağı yani, sözleşme hiç yapılmamış gibi başa dönüleceğinden, taraflar sözleşme ile üstlendikleri borçlarını ifa etme yükümlülüğünden kurtulacakları gibi, daha önce ifa ettikleri edimleri, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre isteyebileceklerdir.” Yarg. 11. HD., 13.03.2025 T., 2024/3461 E., 2025/1778 K.
[36] EREN, s.1261.
[37] “Doktrin ve Yargıtay uygulamalarında da menfi zarar, geçerliliğine veya tamamlanacağına güvenilen bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi veya tamamlanmaması yüzünden bu ihtimalin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan, akit yapılmasaydı uğranılmayacak zarar olarak tanımlanmaktadır” Yarg. 15. HD., 10.10.2019 T., 2019/2727 E., 2019/3877 K.
[38] “Menfi zarara da, sözleşmenin yapılmasına ilişkin giderler, sözleşmenin yerine getirilmesi ve karşılıklı edimin kabul edilmesi için yapılan masraflar, sözleşmenin geçerliliğine inanılacak başka bir sözleşme fırsatının kaçırılması dolayısıyla ve başka bir sözleşmenin yerine getirilmemesi dolayısıyla uğranılan zararlar ve dava masraflarının gireceği kabul edilmektedir.” Yarg. 15. HD., 10.10.2019 T., 2019/2727 E., 2019/3877 K.
[39] EREN. s.1261.
